Sevgililer Günü’ne İlişkiniz Hazır mı? Gelin Kontrol Edelim


14 Şubat Sevgililer Günü yaklaşırken ilişkiler de daha görünür hale gelir. Kim kiminle, ne planladı, nerede kutlayacak? Hediyeler, rezervasyonlar, paylaşımlar. Bir günlüğüne de olsa ilişkiler sahneye çıkar. O gün için hazırlanılır, plan yapılır, hediyeler seçilir, arkadaşlara danışılır. Fakat ilişkiler normal zamanlarda, hayatın günlük akışında. Bu kadar ön plana çıkmayabilir. Çoğu ilişki, romantizmi özel günlere indirgeyip, bir rutin halinde bu günleri bekler.


Sevgililer Günü, bu özel günlerin başında gelir. Ayrı bir zaman, ayrı bir özen, ayrı bir alan açılır. Günlük koşuşturmanın dışına çıkılır. Birlikte vakit geçirmek özellikle seçilir. Bu durum genellikle iyi hissettirir. Ama aynı zamanda bir soruyu da beraberinde getirir: Bu özen, neden yalnızca belirli günlere sığıyor?


Birçok ilişkide sevgi, özel günlerde yoğunlaşır. Normal zamanlarda konuşulmayan şeyler o gün konuşulur. Ertelenen yakınlıklar o güne bırakılır. Birlikte olmaya dair ihtiyaç, takvimde işaretli bir güne bağlanır. Hatta kavgalar, tartışmalar bile artabilir. Bu durum ilişkide bir sorun olduğu anlamına gelmez. Ama ilişkiye ayrılan alanın ne kadar sınırlı olduğunu fark ettirebilir.


Özel günler bazen ilişkiyi onarmaya çalıştığımız zamanlar olur. “Güzel bir akşam geçirelim, her şey düzelir.” “Bugün tartışmayalım, bugün özel.”. Oysa ilişki, bir günlüğüne askıya alınabilecek bir şey değildir. Görmezden gelinen konular, ertelenmiş kırgınlıklar, konuşulamayan ihtiyaçlar; yalnızca bir akşam yemeğiyle ortadan kalkmaz. Ama yine de o gün için umut edilir.


Sevgililer Günü’nün bu kadar yük taşımasının nedeni biraz da budur. İlişkide eksik kalan şeyler, o güne sığdırılmaya çalışılır. Daha çok ilgi, daha çok yakınlık, daha çok “biz” hissi. Sorun, bu ihtiyaçların var olması değil. Sorun, bu ihtiyaçlara yalnızca özel günlerde alan açılmasıdır.


Genellikle çiftler için 14 Şubat keyiflidir. Birlikte olmanın tadını çıkarırlar. Bazıları içinse gergindir. Beklentiler yükselir, hayal kırıklığı ihtimali artar. Bu gerginlik çoğu zaman hediyeyle ilgili değildir. İlişkinin kendisiyle ilgilidir.


Bir ilişkiyi yalnızca özel günlerde beslemek, bitkiye arada bir su vermeye benzer. O gün canlı görünür, hatta toparlanır. Ama düzenli ilgi olmadığında uzun vadede zorlanır. İlişkinin ihtiyaç duyduğu şey çoğu zaman büyük jestler değil; düzenli temas, küçük ama sürekli alanlardır. Sevgililer Günü bu açıdan bir sınav gibi değil, bir işaret gibi düşünülebilir. İlişkinin neresinde olduğuna dair küçük bir pencere açar. O pencereye bakmak bazen rahatsız edici olabilir. Ama bakmadan geçmek, ilişkiyi güçlendirmez.


Belki de asıl soru şudur: Birbirimize ayırdığımız zamanı yalnızca özel günlerde mi önemsiyoruz, yoksa sıradan günlerde de ilişkiye yer açabiliyor muyuz? Bu sorunun cevabı, hediyeden ya da planlardan çok daha belirleyicidir. Sevgililer Günü geçer; ama ilişkimize açılan ya da açılmayan alan kalır. Çoğu zaman ilişkiyi asıl taşıyan şey, o alanın ne kadar düzenli var olduğudur.